Birleşik Komünist Parti 1. Türkiye Konferansı Tamamlandı
Birleşik Komünist Parti, 23 Ağustos Pazar günü 1.Türkiye Konferansı’nı gerçekleştirdi. Ağustos ayında başlayan konferansın son oturumu, 23 Ağustos Pazar günü İstanbul’da birim sorumlularından oluşan delegasyonun katılımıyla tamamlandı. Bu son oturumla birlikte Birleşik Komünist Parti, geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği Kuruluş Kongresi’nde aldığı kararları ve önümüzdeki döneme dair siyasal örgütsel görevlerini güçlendirerek yoluna devam etmektedir. Merkez Komitesi tarafından kaleme alınan değerlendirme metnini tüm kamuoyuyla paylaşıyor, ülkemizde sömürünün hüküm sürmediği, aydınlık, bağımsız ve sosyalist bir Türkiye mücadelesini büyütme kararlılığımızı ilan ediyoruz.
Emperyalizm Geleceksizdir, Gelecek Sosyalizmde!
Reel sosyalizmin çözülmesinin ardından iki kutuplu dünyadan tek kutuplu düzleme geçiş; sonrasında ise emperyalist kapitalist sistem içinde gelişen yeni denge; bu sistemin iç dinamiklerindeki sıkışmayı ve pazar gerilimlerini derinleştirmiştir. Bölgesel çatışmalar, enerji ve nakil hatları üzerindeki egemenlik mücadelesi ve teknoloji alanındaki pazar payı rekabeti, sistemin krizlerini aşmak için başvurduğu yapısal yönelimlerin doğrudan sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çok kutupluluk zemininde bloklar arası gerilimler yoğunlaşırken, ABD-AB eksenindeki taktiksel yaklaşım farklılıkları ve kendi iç krizleri de gün yüzüne çıkmaktadır. İttifak içi gerilimler ve çıkar çatışmaları, emperyalist merkezlerin kendi aralarındaki hegemonik sıkışmalardan beslenmektedir. Ancak bu iç sürtüşmeler yapısal bir kopuşa işaret etmemekte; nihayetinde tekelci sermaye, kâr oranlarının düşme eğilimini durdurmak ve pazar tahakkümünü artırmak için saldırganlığını pervasızca sürdürecektir. Emperyalist-kapitalist sistemin sıkışmasının dünyayı yeni gerilim, savaş ve istikrarsızlıklara sürükleyeceği görülmektedir. Bu durum, aynı zamanda insanlığın emperyalist-kapitalist sistemi sorgulama arayışını da güçlendirmekte, işçi sınıfı, kadın hareketi ve gençlik hareketinde dönem dönem sisteme olan tepki, farklı içerik ve biçimlerde dışa vurmaktadır.
Kapitalist devletlerin toplumsal gerilimler ve işçi sınıfının tepkileri karşısında hızlı karar alıp uygulayabilen otoriter, baskıcı ve faşizan rejim mekanizmalarına duyduğu ihtiyaç da giderek artmaktadır. Türkiye’de sermaye iktidarının kurumsallaştırdığı başkanlık modeli, sadece yerel dinamiklerle açıklanabilecek “kendine özgü” bir anomali değil; emperyalist-kapitalist sistemin merkezileşme ve sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda otoriterleştirme yönündeki genel eğiliminin doğrudan bir yansımasıdır.
Bugün emperyalist saldırganlığın yoğunlaştığı alanların başında Orta Doğu gelmektedir. Emperyalizmin bu bölgedeki nihai hedefi, nükleer güç bahanesini öne sürerek İran’ın toplumsal ve siyasal yapısını çözmek, Direniş Ekseni’ni tekrar ayağa kalkamayacak şekilde tasfiye etmektir. İran’ın enerji nakil hatları üzerindeki denetim gücü ve Siyonist yayılmacılık karşısında engel oluşturma çabası, emperyalist taarruzun bu eksende yoğunlaşmasını yapısal bir zorunluluk haline getirmektedir.
Suriye’nin dinci-gerici HTŞ tarafından ele geçirilmesiyle bölgede emperyalizm ve müttefikleri önemli bir kazanım sağlamıştır. Suriye’de emperyalizmin ve siyonizmin işbirlikçisi cihatçılar iktidara gelir gelmez Filistin ve Lübnan direniş gruplarına saldırmış ülkenin hava savunma sistemini siyonist İsrail’e teslim ederek İran’a dönük saldırılarının önünü açmıştır. Suriye’nin emperyalizm eliyle yeniden yapılandırılmasına Suriye Demokratik Güçleri de uyum sağlamıştır. Kendi feshederek bölgede yeniden yapılandırılması sürecinin aktörü olmuştur.
Emperyalist saldırganlık sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmayıp, Latin Amerika’da Küba ve Venezuela gibi direnç odaklarını da açık hedef haline getirmiştir. Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasıyla başlayan açık haydutluk ve Küba’ya yönelik ağırlaştırılmış boğucu abluka, uluslararası hukukun tamamen tasfiye edildiği, güce dayalı yeni dönemin en somut örnekleridir.
36. NATO Zirvesi, emperyalizmin saldırganlık dönemini tekrardan tescilleyen, daha fazla silahlanma bütçesi ayıran ve Ukrayna üzerinden Rusya’yı, Pasifik üzerinden de Çin’i çevreleme kararlılığını gösteren bir savaş konsepti (NATO 3.0) olarak tarihe geçmiştir. Türkiye’nin bu zirveye ev sahipliği yapması tesadüf değildir; aksine, sermaye rejiminin emperyalist askeri projelere daha sıkı eklemlendiğini ve bölgedeki işbirlikçi misyonunu derinleştirdiğini göstermektedir.
Türkiye Yol Ayrımında: Ya Yeni Osmanlıcılık Ya Sosyalist Cumhuriyet!
AKP iktidarı, emperyalizmin doğrudan desteğiyle işbaşına getirilmiş; Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ile şekillenen yeni dünya düzeninde, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve askeri olarak yeniden yapılandırılması ve bölgede işbirlikçi yeni misyonlar üstlenmesi kararlaştırılmıştır. Ülkemizde açık bir karşı-devrime tekabül eden bu tarihsel adım; işbirlikçi sermaye sınıfının, emperyalizmin, dinci-gerici odakların ve “vesayet rejimiyle hesaplaşma” yalanına sarılan liberallerin aktif ortaklığıyla atılmıştır. 1923 Cumhuriyeti’nin tasfiyesini ve Yeni Osmanlıcı bir düzenin inşasını hedefleyen bu süreç, Türkiye’yi siyasal ve toplumsal krizlerin süreklileştiği istikrarsız bir evreye taşımıştır.
AKP iktidarının kriz ve sıkışma başlıklarını ele alırken, bunların hem uluslararası emperyalist sistemin karakterinden hem de bu gerici dönüşümün toplumsal tabanda yarattığı direnç dalgasından beslendiği saptanmalıdır. Sermaye düzeninin emperyalizme olan ekonomik, siyasal ve askeri bağımlılığı her geçen gün kökleşirken, dış siyasette yaşanan kısmi gerilimler, yapısal bir kopuştan ziyade, dönemsel çıkar pazarlıklarına dayanmaktadır. Buna karşın iç siyasette, kurulan gerici ve işbirlikçi rejim, emekçi kitleleri kendi gerici programı doğrultusunda konsolide edememiş; toplumsal bir uyum ve mutabakat yaratma noktasında, sermaye iktidarını yapısal denilebilecek derin bir sıkışma ve yönetme kriziyle karşı karşıya bırakmıştır.
Derinleşen ekonomik krizin faturası, emperyalist merkezlerin övgüyle karşıladığı “Şimşek Programı” eliyle doğrudan işçi sınıfına kesilmektedir. Bu program geçici bir kemer sıkma politikası değil; emeklilik haklarının gasbı, asgari ücretin sefalet düzeyine geriletilmesi, esnek-güvencesiz çalışma rejiminin kalıcılaştırılması ve çocuk işçiliğin (MESEM) yasal kılıfa kavuşturulmasını içeren kalıcı ve bilinçli bir sermaye saldırısıdır.
Sermaye düzeninin ve istibdat rejiminin toplumsal muhalefeti zor aygıtlarıyla baskılamasına rağmen, halkın direnç damarı Haziran Direnişi’nden bu yana yok edilememiştir. İBB Başkanı’nın tutuklanması ve diploma iptaliyle somutlanan 2025 yılındaki 19 Mart süreci, seçme ve seçilme hakkının gasbına karşı geniş kitlelerin ve özellikle gençlik dinamiğinin sokağa çıkarak özneleştiği büyük bir kırılma anı yaratmıştır.
AKP iktidarı, son yerel seçimlerin ardından yaşadığı yenilgiyi aşmak için burjuva demokrasisinin asgari kurallarını dâhi çöpe atmış; kayyum politikaları, şantaj ve baskıyla ana muhalefet belediyelerini de kapsayacak şekilde genişleterek seçme ve seçilme hakkını fiilen rafa kaldırmıştır. Bu zorbalık, toplumsal muhalefeti korku iklimiyle felç etmeyi amaçlamaktadır. Suriye’deki emperyalist planlara entegrasyon arayışı doğrultusunda, iktidar bloğu ile Kürt Siyasi Hareketi arasında başlatılan “çözüm süreci” ve Abdullah Öcalan’ın PKK’nin feshine yönelik çağrısı, Yeni Osmanlıcı düzenin sac ayağı olma arayışıdır. Bu süreç, iddia edildiği gibi AKP’nin masaya oturmak zorunda kalmasıyla değil; aksine, Kürt siyasi hareketini muhalefet hattından uzaklaştırıp düzene entegre ederek AKP iktidarına yeni bir meşruiyet alanı açma çabasıyla şekillenmektedir.
İktidarın önümüzdeki dönem somut ajandası olan Yeni Anayasa hamlesi, Yeni Osmanlıcı rejimini kalıcı olarak tescillemeyi, gericiliği anayasal güvenceye kavuşturmayı ve sermayenin sınırsız sömürü hakkını tahkim etmeyi hedeflemektedir. “Demokratikleşme” ve “barış” yalanlarıyla bu süreç, düzen karşıtı biriken toplumsal enerjiyi ortadan kaldırmaya çalışmaktır.
Sermaye düzeni emperyalist saldırganlığın adımlarıyla uyumlu bir biçimde yeniden yapılanmaktadır. Bugün “çözüm süreci” de CHP’ye yönelik butlan hamlesi de, toplumda yaratılmaya çalışılan baskı ve korku iklimi de, bu yeniden yapılanmanın çıktıları olarak okunmalıdır. Emperyalizmin bölge politikalarının etkili olduğu bu dönüşüm aynı zamanda sermaye sınıfının çıkarlarını merkeze alan bir karakterde ilerlemektedir. Yeni Osmanlıcılık olarak tariflenen bu dönemin karakterini ise gericiliğin toplumsal alanda etkisini artırması, emek rejimi üzerindeki tahakkümün artırılması ve işbirlikçi politikaların ağırlık kazanması oluşturacaktır.
Sosyalist Hareketin Güçlenmesinin Yolu Bağımsız Sosyalist Hat ve Örgütlü Bir Sınıf Hareketiyle Buluşmaktan Geçmektedir!
Emperyalist-kapitalist sistemin yapısal krizleri, savaşlar ve sömürü politikaları; ülkemizde ise derinleşen ekonomik yıkım, “Şimşek Programı” eliyle yürütülen pervasız sınıfsal saldırı, işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik, bugün sosyalizm programının kitleselleşmesi ve devrimci bir seçenek olarak ağırlık kazanması için son derece uygun bir nesnel zemin sunmaktadır.
2013 Haziran Direnişi sonrasında Türkiye sosyalist hareketi yükseleceği somut zeminin varlığına rağmen derin bir siyasal, örgütsel ve ideolojik sıkışma içerisine girmiştir. Solun büyük bir bölmesi, devrim ve sosyalist iktidar iddiasını terk ederek Kürt siyasi hareketinin (DEM) ve düzen muhalefetinin (CHP / Yeni Parti) yörüngesine girmiştir.
Yıllardır iktidardan kurtulmak adına burjuva muhalefetine destek verilerek yürütülen ve son olarak Altılı Masa’nın ortak adayının desteklenmesiyle sonuçlanan bu siyaset tarzı, tarihin en gerici ve sağcı meclisinin oluşmasına yol açmıştır. Bu ağır ve yıkıcı faturaya ve söz konusu stratejinin defalarca yanlışlanmış olmasına rağmen, düzen içi ittifak arayışları ve yalnızca seçim odaklı yaklaşımlar, sosyalist harekette gündemden düşmemiştir.
Sosyalist hareketin Kürt siyasi hareketi ile kurduğu ilişki ve bu harekete yönelik geliştirilen koşulsuz destek siyaseti, solun ideolojik tasfiyesini daha da derinleştirmiştir. Bugün gelinen noktada, Kürt siyasi hareketinin “üçüncü yol” adı altında yürüttüğü pragmatik hat ve son “çözüm süreci” kapsamında Öcalan’ın PKK’nin feshine yönelik yaptığı çağrılar, sıkışan AKP-MHP iktidarına ihtiyaç duyduğu meşruiyet alanını sunmaktadır. Bu siyaset, iddia edildiği gibi düzene geri adım attırmamış; aksine Kürt emekçilerinin taleplerini düzen içi pazarlıklara hapsederek sermaye rejiminin tahkim edilmesine hizmet etmiştir.
Türkiye sosyalist hareketinin bu tarihsel sıkışmayı aşmasının yegâne yolu, her türlü düzen içi ittifak arayışını kesin olarak reddederek bağımsız devrimci sosyalist hattı cüretle inşa etmektir. Bu hat; işçi sınıfı siyasetini mücadelenin kurucu öznesi haline getirmeyi, gerici kuşatmaya ve sömürüye karşı direnen emekçi kadınları sınıf eksenli örgütlemeyi ve gelecek arayışındaki gençlik içerisinde sosyalizmi okul okul, mahalle mahalle büyütmeyi şart koşar. Sola sirayet eden küçük burjuva aydın karakterinin aşılması; ancak sınıfla organik bağlar kuran, Bolşevik bir disiplinle örülmüş bağımsız sınıf hattının inşasıyla mümkündür.
Birleşik Komünist Parti 1. Türkiye Konferansı’nda dünya, bölge ve ülkemizdeki gelişmeleri ele almış, geçen sene gerçekleştirdiği Kuruluş Kongresi’nde aldığı kararları ve geçirdiği 1 yıllık mücadele dönemini değerlendirmiş ve görevlerini belirlemiştir. Bu doğrultuda BKP 1. Konferansı’nın aldığı kararlar şu şekildedir:
1) AKP iktidarının, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda kurduğu siyasi, ekonomik ve askeri işbirlikleriyle hayata geçirdiği Yeni Osmanlıcı hedeflere; bölge halklarının ve ülkemiz emekçilerinin emperyalist projelere alet edilmesine karşı bağımsızlık mücadelesi kararlılıkla yükseltilecektir. Türkiye’de iktidar eliyle sürdürülen bu işbirlikçi politikalara karşı ikirciksiz bir bağımsızlık kavgası verilirken, düzen muhalefetinin de emperyalist merkezlerin desteğini arkasına alma ve onlardan icazet devşirme arayışlarıyla tavizsiz bir şekilde mücadele edilecektir.
2) Birleşik Komünist Parti, NATO’nun yayılmacı savaş politikalarına karşı ülkemizde bağımsızlık bayrağını yükseltecek ve önümüzdeki dönemde de NATO karşıtı mücadele, temel siyasal faaliyet başlıklarından biri olmayı sürdürecektir.
3) BKP, Siyonist İsrail rejiminin katliamlarına maruz kalan Filistin halkının, emperyalist kuşatma altındaki İran halkının ve ambargolarla boğulmak istenen Küba ile Venezuela halklarının yanında amasız, fakatsız yer alacaktır. Halklarla dayanışma ve emperyalist saldırganlığa karşı mücadelenin büyütülmesi noktasında Parti, olanaklarını ve gücünü devreye sokacaktır.
4) BKP, AKP iktidarı eliyle kurulmak istenen Yeni Osmanlıcı rejimi ve başkanlık sistemini meşrulaştıracak olan her türlü anayasa tartışmasını kesinlikle reddeder. AKP’nin yeni anayasa dayatmasının karşısında işçi sınıfına ve toplumsal dinamiklere yaslanan güçlü bir direncin oluşturulması noktasında görev üstlenir.
5) AKP iktidarının seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere en temel yurttaşlık haklarını dahi ortadan kaldırmaya yönelik adımlarına karşı mücadele yükseltilmelidir. Bununla birlikte tek kurtuluşun sandık olduğu yanılsamasına karşı işçi sınıfını, emekçi kadınları, gençliği örgütlü bir siyasal hareket haline getirmek için örgütlü gücüyle çalışacaktır.
6) Emperyalizmin bölgeyi tekrardan yapılandırmasıyla başlayan “çözüm süreci” Türk-Kürt emekçilerinin kardeşliğini ve eşit yurttaşlığını hedeflememektedir. Yeni Osmanlıcı hedefler doğrultusunda başlayan süreç, gerici bir karakter taşımaktadır. BKP, emperyalist saldırganlığa alan açacak, AKP’nin iç ve dış siyasette gücünü pekiştireceği projelerin karşısında duracaktır. Türk ve Kürt emekçileri sermayeye, gericiliğe ve emperyalizme karşı mücadeleyle eşit yurttaşlığı ve kardeşliği kazanabilecektir.
7) Partimizin 1. Kongre’de değerlendirdiği ilkesiz ittifaklar ve solda güç birliği arayışlarının sonuç vermemesi ve sosyalizm mücadelesini geriye çeken bir içeriğe oturmasına dair tespitler bugün bir kere daha güncelliğini hissettirmektedir. Sosyalist solun güç birliğiyle düzen muhalefetine soldan destek olmasına dair çizilen stratejilere Birleşik Komünist Parti mesafeli duracaktır. Bununla birlikte sosyalist hareketin anti-emperyalizm, laiklik ve emek gündemlerinde ortak eylemlilikler örgütlemesi ve siyasal alanda ilkesel mücadele başlıklarının etkisinin artırılması noktasında BKP, bu zamana kadarki tutumunu da sürdürecektir.
8) BKP, emekçi mahallelere ve işyerlerine yaslanan bir biçimde örgütlenen siyasal bir sınıf hareketinin yaratılması noktasında gücünü seferber eder. Parti’nin işçi sınıfı içerisinde yeni halkalarla buluşması ve etkisini artırması noktasında adımlar atar ve araçlar geliştirir. Sınıfın mücadele pratiklerinin geliştirilme, siyasal bir sınıf hareketinin kaynaklarının oluşturulması yaklaşımıyla hareket eder.
9) Partimizin gençlik çalışmalarının ideolojik, siyasal ve örgütsel etkisini artırması büyük bir önem taşımaktadır. Sosyalist bir gençlik kuşağının şekillenmesi sosyalizm mücadelesi ve BKP açısından önemli bir kaynak anlamına gelecektir. Bununla birlikte sermaye düzeninin ve AKP iktidarının adımlarının gençlikte biriktirdiği tepkilerin örgütlenmesi ve gençlik içerisinde düzen karşıtı bir damarın güçlendirilmesi ayrıca önemlidir. BKP, gençlik çalışmalarını, kendi alanlarına basan araçlar ve örgütlenme pratiğiyle birlikte, siyasal alanda gençliğin mücadele başlıklarını ortaklaştırmak ve gençlik hareketine yön vermek yaklaşımıyla ele alacaktır.
